| AÇIL(MA)! ... |
|
| M.Fatih ULUÇAM tarafından yazıldı | |||
| Cuma, 01 Ağustos 2008 16:58 | |||
|
Kişide bulunan değer yargılarının tahribi, en hızlı şekilde toplum tarafından yapılır. Kişinin yapamadığı etki ve baskıyı toplum yapar. Buna da gelenek der, adet der, örf der. Dayatmacı olunca da söylemini medenileştirip: moda der, sosyete der, özgürlük diye savunur dayatmasını. Toplumun benimsediği değer yargılarını değiştirmek ya da değer yargısı gibi lanse etmektir asıl mesele.
Sosyal yapılanma ve statü kavramlarının, gösteriş ve modanın, olmassa olmazların sürekli dikte edildiği bir çağda yaşamaktayız. Tarihte kısa bir yolculuk yapacak olursak bu bozulmanın çağımıza munhasır olmadığı da aşikardır. Bazı kavimleri hatırlamak kafi gelecektir: Pompei, Lut, Nuh, Ad, Semud ve daha niceleri... Bu tür davranışların insanın fıtratında var diye aklıma geliveriyor hemen. Ama sonra bu düşüncem; fıtratta olan değer yargılarının daha baskın olduğu ile çelişiveriyor. Kimileri sanat için, kimileri dikkatleri üzerine çekme adına, kimileri güzelliklerini ancak bu şekilde ortaya koyabildiklerine inandıklarından dolayı soyunmaktadır. Soyunmanın ne kadar cesur bir şey olduğunu dillendirmektedir güzide basınımız. Firmalar ürün reklamlarında soyunanları tercih ettikleri, şarkıcı olmak için güzel ses yerine soyunmayı ön planda tuttukları gözlenmektedir. Utanmanın soyutlandığı, ar, namus kavramının beyinlere taşındığı, yapılan yanlışların bir süre sonra doğal olarak algılandığı bir devirde yaşamımızı sürdürmekteyiz. Cinsel istismarı ve tacizi körükleyen bu uygulamaları vakti zamanında Necip Fazıl KISASKÜREK nasıl da özetleyivermiştir. "...Utanırdı burnunu göstermekten süt ninem, Kızımın gösterdiği, kefen bezine mahrem!.. "
|



